
Selanik İşgal edildiği günlerde bütün dünyada yayınlanan ve Türk dünyasında infiale neden olan bir resimden bahsedeceğiz.
Atatürk o ana şahit olduğunda, “Ah Selanik seni bir daha Türk olarak görebilecek miyim?” diyerek ağladığı söylenmektedir.Ortada işgale uğramış, bağımsızlığı elinden alınmış, çaresiz bir Türk var.Püsküllü şapkalı Bulgar askeri çaresiz Türk‘ü kollarından tutuyor ve Yunan askeri de Türk‘ün fesine Haç işareti çiziyor.
Bu konuda çok çeşitli kaynaklara başvurdum ancak anlatılanlar çocuklara masallar tadında kalıyor.Yakın çalışma ve silah arkadaşı Ali Fuat Cebesoy‘un anıları da bu konu da beni tatmin etmedi.
Oysa sosyal olayların labratuvarı tarihtir.Dolayısı ile bu labratuvara girmeden sağlıklı bir sonuç alınamaz.
Yaşanılan olay Balkan Harbi yıllarına rast gelmektedir. Burada uzun uzadıya Balkan Harbi’ni anlatacak değiliz.Özetle;Osmanlı İmparatorluğu‘nun Balkanlardaki dört devlete karşı 1912 – 1913′te yaptığı savaşlardır. Çatışmaların temel nedeni Bulgaristan Krallığı ile Sırbistan Krallığı‘nın Balkanlarda hızlanan yayılma faaliyetleridir. Neticede Osmanlı bu savaştan mağlup ayrılmıştır.
Balkan Harbi‘nin toplumumuzda açtığı derin yarayı şu çarpıcı örnekle aktarabiliriz.Daha önce “Örnek bir Erzurum Kadın “ başlıklı makalemizde Cemal Gürsel‘in bir anısında bahsetmiştik.
Hatırlayalım:
“Ben Erzurum’lu bir asker aileden geliyorum.Nesillerden beri devam eden bir geleneğe uyan babam , Balkan Savaşın da , Çanakkale’de dövüşmüş bir askerdi.Bu asker ocağının mensubuyla bende askerlikten başka bir şey düşünmedim.Ömrümün en unutulmaz hatırası şudur :
“Balkan Savaşı sırasında biz Ordu’da oturuyorduk. Balkan Savaşından sonra babamın belli bir günde , belli bir vapurla limana geleceğini haber aldık. Biz üç kardeş limana koştuk. Babamızı çok göreceğimiz gelmişti..Fakat annemizin de bizimle beraber karşılamaya gelmemesine hayret etmiştik.. Babam vapurdan inince annemizi sordu.. Merak içinde eve koştuk. Annemizi mutfağın bir köşesinde işe dalmış bir vaziyette bulduk.Babam dedi ki:
“Yahu Hanım neden gelmedin beni karşılamaya ? “
Tam bir asker eşi olan annem kocasının bu sorusuna :
“Memleketin şerefini Balkanlılara çiğnettiniz. Vatanı en acı bozguna uğrattınız , bunu yaptıktan sonra seni karşılamamı ve benden karılık yapmamı nasıl beklersin ?” diye cevap verdi.
Aslında bu hadise yukarıda resmedilen fotoğrafın adeta açılımı niteliğindedir.Balkan Türklerinin çaresizliğe terk edilişinin ifadesidir.İşte böyle bir durumda kolonyalist güçler fırsatı değerlendirme yoluna gitmiş ve Tüm dünyaya adeta Osmanlıdan intikam alınışını resmederek tüm dünyaya yaymıştır.Yani çaresiz bir Türk’ü kollarında tutup alnına Haç çizerek…
İşte bu manzara karşısında Atatürk göz yaşlarını tutamamış ve “Ah Selanik seni bir daha Türk olarak görebilecek miyim?” diyerek ağlamıştır.
Osmanlı Paşası Hasan Tahsin Paşa yanlış askeri stratejiler uygulayınca Selanik Protokolünü imzalamak zorunda kalmış ve 26 bin Osmanlı askerini de Yunanlılara teslim etmiştir.Hatta bu Protokolü imzalaması karşılığında büyük rüşvetler de aldığı söylenmiştir.Hasan Tahsin Paşa daha sonra İstanbul’a dönememiştir.Başkentteki Diva-ı Harp (Askeri Mahkeme) tarafından ölüm cezasına çarptırıldı.Savaştan altı yıl sonra 1918’de İsviçre‘nin Lozan kentinde 73 yaşında öldü.
Sonuç : Milli Ülküler de küçücük bir hata ileride telafisi mümkün olmayan büyük mağduriyetler meydana getirir.Neticede bir milletin izzet,şeref ve namusu çiğnenir ve alınlarına da Haç çizilir…
Unutmayalım ; Su uyur Türk düşmanları uyumaz…
İlhan Nezor
