Kablumbağa’ları terbiye etme zamanı..!

collage

Ne demiştik ; “Aşk ve muhabbet insanıysanız veya bir dava adamıysanız iki seçeneğiniz var demektir.Ya seyirci olacaksın ya da oyuncu…Ya çekiç olup zamanında vuracaksınız ya da örs olup sabit duracaksınız.
Oyuncu olursan, hayatın tozunu dumana katarsın.Eğer seyirci olmayı tercih edersen , tozu dumana katanların tozunu yutmak zorunda kalırsın…”

Bazı dostlarımız  “Başkanlık” seçimine dair ne tür bir analizimizin olacağı yönünde düşüncelerimizi merak ediyorlar.

Aslında bunun bir çok yazımızda cevabını vermiştik.Son sözü,her zaman millet söyler.Milletimizin “Cumhur İttifakı” ve “Erdoğan” dan yana tercihini yapması ,daha önce de ifade buyurduğumuz gibi “Otacı Döneminin” başladığının habercisi idi. Erdoğan‘ın Cumhurbaşkanlığı ve Binali Bey’in Başbakanlığı ile başlayan yeni süreçle birlikte, alınan cesur karar ve zalimlere karşı dik duruş ,eski bir “Çin Öyküsünde” olduğu gibi “Küçük Otacının” damarları açıp,şuruplar hazırlaması gibiydi.

Ak Parti’de Otacı dönemi başlıyor” başlıklı yazımızda bu hikayeyi anlatmıştık. Ne idi o..?

Bir zamanlar bir Çin soylusu,zamanının en önemli bilim adamlarından müteşekkil üç kardeş Otacı‘dan (Bitki bilimci) en küçüğüne,aralarında hangisinin üstün olduğunu sorar.

Küçük Otacı cevap verir;

En büyük ağabeyim hastalıkların ruhunu görüp , daha ortaya çıkmadan yok ettiği için şöhreti evinin duvarlarından dışarı çıkmaz.

Ortanca kardeşim,hastalıklar ortaya çıktığı anda yok eder.Bu nedenle onun şöhreti yaşadığı mahallenin dışına çıkmaz…

Bana gelince ,ben damarları açar ,şuruplar hazırlar,masaj yaparım.Bu nedenle şöhretim her yere yayılır.Şimdi ben size sorarım hangimiz daha üstündür?”diyerek cevap verir.

Peki bu örneği neden vermiştik..?

Türkiye,özellikle son yarım asırdır içinde bulunduğu hantal yönetim şekli ile kabuk değiştirmenin haklı mücadelesini vermekte idi.Bu mücadele yıllardır atanmış “oligarklar” tarafından hep engellendi. Saltanat ve çıkar kavgaları Türkiye’yi bu haklı mücadelenin içerisine itti.

Uyuyan dev ,derin Türk aklının”  bir an önce uyanması ve devreye girmesi an meselesi idi.“Hegemonya ve Vesayet” altında ezilmişlikten “Özgürlüğe giden bir yol” bulunmalı idi.“Ya Örs olup sabit durmaya devam edecektik ,yada Çekiç olup zamanında vuracaktık”

Türkiye tercihini yapmak zorunda idi.

Ve bu tercih birilerinin huzurunu kaçırsa da “Türk Tipi Başkanlık Sistemi” n den başkası olmazdı.

Kamuoyunun nabzını tutan araştırmacılar Erdoğanın artık “doğal bir lider” gibi görüldüğünü ve o nedenle her hangi bir endişeye gerek olmadığını ifade etmektedirler. Erdoğana olan güvenin,onun haklarını koruyacağı’ ortak paydasında birleşiyor.Tabanın Erdoğana büyük bir sadakat ve bağlılık duyması Türkiye‘de artık “fiili bir Başkanlık” sisteminin oluştuğunun ifadesi anlamına gelir.

“Ütopik yaşam felsefesini” kafasında kurgulayanların bu büyük oluşumu anlamaları beklenemez.Onun içindir ki çeşitli komplo yöntemleri ile siyasi lider ve değişim peşinde koşanlar , Ak Parti ve tabanında ki bu asil duruşu , davası için nefis muhasebesi yapıp her türlü heva ve hevesi ayaklar altına almalarını anlayamazlar.Bilmezler ki,Ak Parti kollektif akla ve iştişare geleneğine sıkı sıkıya bağlıdır.Bu nedenledir ki,en ufak bir gerilim yaşanmamaktadır. Ak Partiyi geleneksel siyasi argümanlarla değerlendirmek yanılgıya götürür.Çünkü Ak Kadrolar,siyasi oluşumları araç olarak kabul eder ve millet adına kutlu amaçlarına hizmette kullanırlar.

Son seçimlerden çıkan sonuç, yükselişi önlenemeyen ‘Yeni Türkiye‘ nin “damarları açmaya,şuruplar hazırlamaya” muktedir bir değişime ihtiyacı olduğu gerçeğinin bir tezahürüdür.

Daha da ileri gidelim ve diyelim ki; Osman Hamdi Bey’in o muhteşem eseri “Kablumbağa terbiyecisi” tablosunu hatırlayın.

Bir makalemizin başlığı “Artık Kablumbağa’ları terbiye etme zamanı gelmiştir” idi.

Bugün “Yeni Türkiye ve ileri demokrasi” ile birlikte bu terbiye dönemi başlamıştır.Şimdi o yazımızı hatırlayalım ve bu güne ışık tutalım.

“Osman Hamdi Bey, tüm bu çalışmaları yaparken çağının hantal ve bürokratik yapısıyla alakalı mücadelesine dikkat çekmek istemişti.Antik eserlerin pek rağbet görmediği bir toplumda sanatçıyı önemseyen bir algı oluşturmak gayreti içerisinde idi.İttihatçı istilası ve ihtilali hengamesinde kendisine ve bu mücadeleye karşı devlet kurumları hatta toplumun kendisi, sürekli yeni engeller çıkarmış, değişime ve modernleşmeye direnmişti.

İşte ne oldu ise bundan sonra oldu.Osman Hamdi Bey‘in 1906′da resmettiği tablodaki kaplumbağalar önem kazandı.”Devrinin hantal yapısına , ağır işleyen bürokrasisine ve değişime direnen topluma karşı ” bir mücadeleyi resmetmeliydi.

Peki , 5 Trilyon gibi(12 Aralık 2004 ) çılgın bir rakamla Pera Müzesi‘nin satın aldığı bu tablo bize neyi anlatıyor.

Vermek istediği mesaj nedir ?

DİKKATLE OKUYALIM…

Osman Hamdi Bey , resim çalışmalarını yaparken çok ilginç bir yöntem kullanır.Önce resmini çizeceği ortamda doğuya özgü kıyafetler giyerek kendi fotoğrafını çeker.Sonra da bunlara bakarak çalışmaya başladığı söylenir sanat tarihçileri tarafından…

Dolayısıyla tabloda gördüğümüz erkek figürünün Osman Hamdi Beyin kendisi olduğunu söyleyebiliriz. “Kaplumbağa Terbiyecisi” de bu şekilde çizilmiş olabilir.Tablodaki mekanın Bursa “Yeşil Cami” olduğu söylenir.

Resmin vermek istediği mesaj hakkında bir araştırma yaptım.Sanatla iç içe olmayanların anlamakta güçlük çekeceği gerçeğinden hareketle sanat tarihçileri şu kanaate varmışlar ;

“Kırmızı kaftanı giymiş, derviş kıyafetleri içinde sakallı, kambur Yaşlı Bir Adam …
Bakımsız bir odada, marul yiyen kaplumbağalara bakıyor. Ama biraz düşünceli, karamsar ve yorgun bir bakış bu.

Sırtında bir nakkare (yarım küre biçiminde küçük bir davuldan oluşan vurmalı bir çalgı, Mevlevi müziğinin dört temel çalgısından da birisi) asılı ve buna bağlı mızrap (nakkareyi çalmaya yarayan nesne) boynundan aşağı sarkmış.

Ellerini arkasında kavuşturmuş, bir neyi tutuyor. Kırbaç değil de neden ney? Anlaşılan kaplumbağaları ney üfleyerek, nakkare çalarak yani musikiden yararlanarak terbiye etmeye çabalıyor.

Ama yaşlı adamın ney’i tutuşuna daha dikkatli bakacak olursak, neyi üfleme hazırlığında değil sanki vazgeçmiş, çabaları sonuçsuz kalmış.”

Sanat tarihçilerinin bu açıklamalarını anlayabilmek için Osman Hamdi Beyin yukarıda da ifade ettiğimiz gibi yaşadığı döneme ve vermiş olduğu mücadeleye dikkat etmek gerekir.Artık sistemin güçlü bürokrasisi karşısında çaresiz kaldığını,yorgun ve bi’tab düştüğünü,mücadelesine dikkat çekmek amacıyla kullandığı enstrümanların Nakkare ve Ney‘in sonuç vermediğini ifade etmektedir.

Bundan yaklaşık 109 yıl önce içinde bulunduğu durumu bugün paha biçilmez bir eserle anlatmaya çalışan Osman Hamdi Bey , bir asır sonra gelecek olan kuşaklara çok önemli bir misyon da yüklemiş oluyor bu çalışması ile.

Demem o ki, özellikle ‘aydınlarımız’ üzerindeki bu çılgınlığa dikkat çekmiş ve içinde bulunduğu toplumun gerçeklerine yabancılaşmaması , kaplumbağa hızı ile bir yerlere varılamayacağını , toplumun değerler bütünü içerisinde hareket etme , saygı gösterme çabasıyla mücadele edilmesi çağrısını yapmıştır.

Bugün Türkiye , iktisadi anlamda zirveye çıkmış , hafızalardan silinmeyecek yatırım ve projelerle adından söz ettirmiş , ekonomisi güçlü ilk 16 ülke arasına girmeyi başarmış,faiz lobilerine borçlanmadan hazineye kat be kat girdi sağlamış ,toplumu ayrıştırıcı inanç temelli söylemlerin önüne set çekmiş,vatandaşının dilinden ,dininden ve ötekileştirmeden yaşam hakkına zemin hazırlamıştır.

İşte bugün Ak Parti ve Erdoğan bütün bunları yaparken Osman Hamdi Bey gibi önce kendi (Türkiye ) fotoğrafını çekmiş ve tabloyu oluşturmaya başlamıştır.Eğer bugün  Yeni bir Türkiye” den bahsediliyorsa “zamana karşı bir yarış” içinde olan ülkenin geleceğini “kaplumbağa hızı” ile aşmaya çalışanları terbiye etmekle başarmıştır.

Netice olarak “İlmi Siyaseti” yakından takip eden Başkan Recep Tayyip Erdoğan tıpkı Osman Hamdi Bey gibi kendi fotoğrafını çekmiş ve “Kaplumbağa hızı” ile bir yere varılamayacağını görmüştür.Aksi takdirde “Nakkare ” ve “Ney” çalmaya devam etmekle bir sonuca varılamazdı.

3 Kasım 2002‘de başlayan Ak Parti Hareketi Çıraklık , Kalfalık ve Ustalık dönemini tamamlamış ve şimdi de Otacı dönemine adım atmıştır.Artık yapılması gereken şey eldeki gücü minimum kullanım ile maksimum başarıya ulaştırmaktır.Yani damarları açmak, şuruplar hazırlamaktır...

Durum bundan ibarettir sevgili dostlar…

İlhan Nezor

 

Yorum bırakın