31 Mart Yerel seçimleri ve akabinde yaşananlar bir çok konuyu yeniden ele almamıza vesile olacak sonuçlar meydana getirdi.Kimilerine göre “mundar “ kimilerine göre de “alın teri” olan bu seçimler aslında her iki tarafında “eksen kaymasından” kaynaklanan kaos ortamına doğru sürüklendiğimizin bir göstergesidir.
Biz , seçim sonuçları üzerinden konuyu ele alacak değiliz.Şu veya bu şekilde yetkili kurulların denetiminde gerçekleşen seçimler ülkemize hayırlı olsun.
Biz, Ak Parti’nin bu süreç içerisinde neden-sonuç ilişkilerine değinecek ve özellikle Büyükşehirlerde uğradığı ŞOK‘a tanıklık edeceğiz.Ak Parti günahtan kaçarken günaha bulaşmış ve adeta kendi ayağına kurşun sıkmıştır. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın dile getirdiği “metal yorgunluğu” adeta dişlileri patlatmıştır.Dolayısıyla bu sonuçlar süpriz olmadı. Ankara’yı kaybedeceği, Ankaralıların böyle bir durumda yapılan hizmetleri göz ardı edip “etnik milliyetçilik” yapacağı hesaba katılamadı.İstanbul’da bir takım hesapların yapıldığı da aylar öncesinden ortada idi.
Ancak beni hayrete düşüren ise anlı şanlı yazarların yazılı ve görsel basında bu durumu ele alış biçimleri oldu.”Denize düşenin yılana sarılması “ misali kendi içlerinde hesaplaşmayı “edebi bir dille” anlatma gayretleri adeta pes dedirtti.
Kimileri ; AK Parti‘nin İstanbul ve Ankara başta olmak üzere Türkiye nüfusunun yarısını oluşturan Büyükşehirleri neden kaybettiğini tartışırken bu sorunun bir çok cevabı olduğunu sıraladı “Üç dönem AK Parti’nin en büyük handikaplarından biri oldu. Bu kural nedeniyle partinin olgunlaşmış hafızası tamamen silindi.Bu kural nedeniyle partinin çekirdeğini oluşturan ağabey konumundaki herkes bir tarafa savruldu. Hepimizin on yıl önce isminden övgüyle bahsettiği pek çok bakan, milletvekili, belediye başkanı ya da il teşkilat başkanı sistem gereği kenara çekildi.
Yerine gelenler, onların tecrübelerinden faydalanmak yerine, izlerini silmeyi tercih etti.İkinci büyük sorun ise Erdoğan’ın etrafındaki sadık insanların uzaklaştırılmasıyla başladı. Bunlardan bazıları çeşitli ayak oyunlarıyla, bazıları ise siyasi manevralarla uzaklaştırıldı.”
“Çok uzağa bakmaya gerek yok, şöyle yakın döneme bir bakalım.
17/25 Aralık’ın kahramanlarından ve Erdoğan’ın sadık dostlarından Efkan Âlâ yok. Bugüne kadar verilen her görevden alnının akıyla çıkan Fikri Işık yok. Gerek İstanbul İl Başkanlığı gerekse bakanlığı döneminde herkesin saygı ile izlediği Mehmet Müezzinoğlu artık yok.
Bakanlığı döneminde sağlıkta reform yaparak ismini Cumhuriyet döneminin en başarılı bakanları arasına yazdıran Recep Akdağ yok. Enerji Bakanlığı döneminde herkesin takdirle izlediği Taner Yıldız yok…
Sadece bakanlar üzerinden gitmeyelim, biraz da milletvekillerinden bahsedelim isterseniz.
15 Temmuz darbe gecesi Erdoğan’ın Atatürk Havalimanı’na indiği görüntüleri açıp izleyin. Erdoğan’ın bulunduğu kalabalığın üstünde FETÖ’cü teröristlere ait bir helikopter tur atıyor. Helikopterdeki eli silahlı teröristlerden biri namluyu doğrulttuğu kalabalığın içinde Erdoğan’ı arıyor.
O anlarda Erdoğan’a bedeniyle siper olan iki isim var. Bunlardan birisi eski İstanbul Milletvekili Metin Külünk.
Metin Külünk artık partide yok!”
“Tarzlarını, üsluplarını seversiniz ya da sevmezsiniz bu ayrı mesele. Ama Erdoğan’ı bugüne kadar Ekranlarda delice savunan iki isim vardı. Mehmet Metiner ve Şamil Tayyar…
Onlar da artık yok!
Bekir Bozdağ, Vecdi Gönül, Beşir Atalay, Cemil Çiçek, Mehmet Ali Şahin, Nabi Avcı, Faruk Nafiz Özak, Mehdi Eker, Eşref Fakıbaba, Veysel Eroğlu…
Her biri ayrı bir siyasi tecrübe olan bu isimlerin artık hiçbiri yok!”(Süleyman Özışık)
Bir diğer göbekten bağlı yazar ise Abdurrahman Dilipak , “Akibetlerine doğru koşuyorlar” diyerek şu satırları kaleme alıyordu “Korkarım AK Parti’deki AKP’liler kaçtıklarını sandıkları akıbete doğru koşuyorlar.” uyarısında bulundu.Ekonomi ve politikayla ilgilenenlerin mutlaka Siyasetname, Pendname, Fütüvvetname, Emanname eserlerini okumaları gerektiğini söyleyen Dilipak, bu eserleri okumayanların yerli ve milli olamayacağını hatırlatarak ‘Mallarınız, canlarınız, sevdikleriniz sizin için fitnedir”. ayetini hatırlatarak “Siyaset, servet, makam, şöhret, ihtirasla istediğin her ne ise o şey her zaman dua ile istenen bir belaya dönüşebilir” dedi. Yazısında “Ahmet Özal ile ANAP zirveden zemine nasıl çakıldı?” sorusunu gündeme getirdi.
İhtirasları yüzünden o midelerini şişiren haram lokmaları bir gün kusturacaklar onlara ve o sefa günlerinin arkasından kapılarını çalacak sefalet günlerinin faturasını ailelerine, çocuklarına ödetecekler. O zaman bir dost da bulamayacaklar. Cehennem, bir mezarın ölüyü beklediği gibi bekler onları!
Güzel şeyler yaptıklarını söyleseler de, o güzellikleri çirkinliklerini gizlemek için gözümüze sokmaya çalışıyor sanki birileri. Oysa Allah her şeyi görüyor, duyuyor, biliyor. “Ağuyu altın tas içinde bala karıştırıp sunanlar”, sıradan bir hırsızın yaptığından daha kötü bir şey yapıyorlar. Bir hırsız bir bağdan bir bostan çalar. Rüşvetçi biri bir bostan karşılığı bir bağı satar! Üç kuruşluk güzel bir işi 13 kuruşa yapıp, gözümüzü boyamaya çalışanlar yedikleri haltı görmediğimizi sanmasınlar.
Onlara hatırlatmak gerek: “Cehennemin yolları iyi niyet taşları ile döşelidir”.
Bir siyasimize vefatından önce “aile ve dava” işlerinde şeffaf bir düzen kurulması gerektiğini, para ilişkilerinin söylentilere sebep olmayacak şekilde halledilmesi gerektiğini yazmıştım. Birileri çok kızmıştı. Peki, sonra ne oldu? Dünden bugüne değişen ne var? Sadece parti değil, vakıflar, cemaat hesapları, çok ortaklı işletmeler, hangi birini sayayım ki!
* * *
Evet böyle diyorlardı bizim cenahın kalemşörleri. Katılırsınız katılmazsınız bilemem ama benim bu süreci değerlendirmem çok farklı olacak.
Çok taze bir olay…Hatırlarsınız...Muharrem ince; Cumhurbaşkanlığı seçimini kaybedince çıktığı bir TV proğramında “Biz aslında ‘Gel bakalım Muharrem buraya denilince o gün seçimi kaybettik.’ açıklamasında bulunuyor ve CHP’de ki siyasi ahlakın zaafa uğradığına dikkat çekiyordu.
İşte “Bam Teli” dediğimiz yer de tam burası.
Peki “ne alaka?” diyeceksiniz.
Evet doğru bunun Ak Parti ile ne alakası olabilir ki !!!!
Evet var hem de çok…
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan son atama kararnamesini imzalarken “Gel Bakalım Mariam “ deyince kaybettiği gün olmuştur.Evet Dilipak’ın dediği gibi “Korkarım AK Parti’deki AKP’liler kaçtıklarını sandıkları akıbete doğru koşuyorlar.”
Peki kim bu Mariam…? Neden bu kadar önemli..?
Kur’anı Kerim’in üzerine Amerikan Pasaportunu koyup “Bom viatge a mi -Bana yolculuk gözüktü” yazarak hangi mesajı vermek istemiştir.
1968 yılında Trabzon Beşikdüzü doğumluyum.Anne ve babamın eğitimci olması münasebetiyle güzel Anadolu'muzun muhtelif yerlerinde bulunma ve her kültürü tanıma fırsatı buldum.Küçük yaşlarda başta edebiyat-tarih olmak üzere sosyal ve siyasal konulara alaka duymaya başladım.Lise yıllarımdan itibaren yerel ve ulusal gazetelerde makale,derleme ve şiirlerim yayınlanmaktadır.An itibariyle Epruli,Teknokule,En Politik,Manşetto haber sitelerinde çalışmalarımız görülebilir.
İlhan NEZOR tarafından yazılan tüm gönderileri görüntüle