
Hayatım boyunca içi boşaltılan, ‘Özgürlük, eşitlik, kardeşlik’ kavramlarından nefret etmişimdir. Çünkü, bu kavramları savaşçı edasıyla kullanan içimizde bunca sosyopatlar olunca gözlerine bakıp ciğerlerini muayene etmeniz de bir o kadar anlamlı oluyor. Sosyopat ruhlu insanların dudaklarından dökülen bu manidar cümleler anlamını yitirdiği gibi felsefi ve sosyolojik bağlamda da tartışma konusu olmuştur.
Bu çağrışımlar üzerinden gençler birer labaratuvar malzemesi olarak kullanılmaktadır.Uzun süren bir kuluçka dönemi artık meyvelerini vermeye başlamıştır. Gençleri tek akla hapsetmenin bugün korkunç bedeli ile karşı karşıyayız.Oysa,gençleri her türlü tehdit ve tehlikelerden korumak anayasal teminat altında olduğu halde , adeta sihirli bir güç ‘Özgürlük, eşitlik, kardeşlik’ kavramları üzerinden toplumsal çöküşü tetikleyici yeni algılar peşindedirler.
Yapılan araştırmalarda gençlerin bu kavramları algılarken , özellikle cinsellik üzerinde durdukları,yapılan örneklemelerde özgürlük ,eşitlik gibi geniş sosyolojik kavramların cinsel obje ve cinsel özgürlük üzerinden vermeleri manidardır.
Dolayısı ile önceki bölümlerde ifade ettiğimiz gibi gençlerin hayata pornografik bakmaları kaçınılmazdır.Gençlerin beyinlerindeki limbik sistemi cinsellik üzerine inşa ederseniz, Bilgi Üniversitesin‘de olduğu gibi “üniversitelerde akademik özgürlüğün sınırlarını” merak eden bir gençlikle karşılaşır ve tez olarak da Po-no film çevirip hocalarınıza onaylattırırsınız. ( Bknz 1. Blm )
İşte bütün bunlar genç beyinlerde yıllardır planlı bir şekilde uygulanan kültür belleğinin boşaltılmasının acı sonuçlarıdır.
Yine hatırlayanlarınız olacaktır ,’Çarkı Felek’ yarışmasıyla ünlenen ve insanları ekran başına kilitleyip ‘Mehmet Ali Beeeeyyyyyy’ diye bağırttıran M.A. Erbil,daha önce de bir proğram yapmış ve bir birini tanımayan gençleri bir takım soru formatları ile paravan arkasına gizlemişti. Proğramda seyircilerin merakla beklediği bölüm son bölüm olan ‘elleşme‘ idi.
Erbil,büyük bir iştahla ‘Şimdi sıra geldi elleşmeyeeeeee’ diyerek paravanda oluşturulan deliklerden erkek yarışmacıya el uzattırıp bayanın en mahrem yerlerini ellettiriyor idi.
Bu ahlaksızlaştırma proğramları bugün meyvelerini vermeye başladı.Gençler sözde farklı aktivitelerde bulunmak ve dikkat çekmek adına “ Ver bir kucak at bir bozuk…Sarılmak bir lira” gibi cinsel çağrışımları özgürlük adına yaptıklarını iddia etmektedirler.
Küçücük bir çocuğun eline “Benim bedenim benim kararım…Devlet gözünü bacak aramdan çek…” dövizlerini tutuşturmak acaba çocuk istismarının neresindedir.
Artık ok yaydan çıkmıştır… Ya Örs olup sabit duracak ya da Çekiç olup zamanında vuracak günlerin arefesindeyiz.Türkiye’de beka sorunu yok diyenlere güzel bir cevaptır 8 Mart kadınlar gününde Taksimde yaşanan rezillikler.Oysa bir toplumun gelişmişlik düzeyi kadına verilen değerle ölçülür.Kadın haklarını savunmak için gösteri düzenleyen bu ucubeler çeşitli mihrakların organize ettiği mecra üzerine hareket ettikleri açıkça görülmektedir.
Ülkenin %52 ile başına taç ettiği bir lidere “Diktatör” deyip ondan duydukları rahatsızlıkları ancak “Vibratör” ile geçiştireceklerini sanan bu zavallılar o kadar zıvanadan çıkmışlar ki, taşıdıkları dövizler insanlığımızı utandıracak cinsten.
Şuna bakar mısınız..!
“Diktatör değil Vibratör istiyoruz”
“Bacak aramdaki namus değil vajina”
“Erilliğinize meme uçlarımız ile baş kaldırıyoruz”
“Fahişeyim Feministim”
“Kötü yola düştüm böyle iyiyim”
“Kocanın karısı olma Orosbu ol”
“Kadını yoksa cebinde parası A…dır kumbarası”
“Yeşili sev Klitörisi okşa”
“Vajinam şekil önümden çekil”
vs…vs…
İşte size beka meselesi…
Türk toplumu tarih atlasını ahlak ve fazilet temelleri üzerine oturtmuştur.
Türk tarihinde kadınların toplum içindeki konumlarına ilişkin bir çok kanıt, doküman bulunmaktadır.
Gerek Hunlar gerek Köktürkler gerekse Uygurlar döneminden kalma bir çok tarihi kanıt üzerinde kadın çizimlerine ya da kadınlar ile ilgili bilgilere yer verilmektedir. Kadın ile ilgili kanıt bazen karşımıza bir kaya resminde bazen bir nesnenin üzerinde ve bazen de bir paranın üzerinde görsel olarak karşımıza çıkmaktadır. İlk Türklere ait kadınlarla ilgili bilgiler dikili bir yazıtta, Dede Korkut Hikâyeleri gibi Türk tarihinin önemli kaynaklarının içerisinde ya da bölgeyi gezmeye, incelemeye ya
da görevli olarak gelen bir seyyahın seyahatnamesinde anlatı olarak da karşımıza çıkmaktadır. Bu kanıtlardan hareketle gerek siyasi alanda gerekse toplumsal alanda kadının konumu ve yeri hakkında birçok çıkarımda bulunma imkanımız olmaktadır.
Eski Türk toplumunda kadın, erkekle eşit haklara sahip bulunuyordu. Tarihimizde bunu teyit edecek sayısız örnekler mevcuttur. Kadın ve erkeğin eşit haklara sahip olduğunu gösteren en önemli örneklerden biride Orhun abideleridir. Abidelerde Kağan ve Hatun ismi birlikte geçmektedir. Kül Tigin Abidesi’nin doğu cephesinde “Türk milleti yok olmasın diye, millet olsun diye babam İltiriş
Kağanı, annem İl Bilge Hatunu göğün tepesinden tutup yukarı kaldırmış olacak…” (Ergin, 2003: 15) denilerek Türk milletinin varlığını devam ettirmesi kağana ve hatuna bağlanmıştır. Türk töresine göre, kadının bütün içtimai işlerde erkekle beraber bulunması şarttır. Hatun da devlet idaresinde hakanla aynı haklara sahiptir (Çandarlıoğlu, 1966: 22).
Türkistan’da kurulan ilk Türk devletlerine ilişkin kaynaklarda kadın ile ilgili kayıtlar genellikle devlet yönetiminde etkin bir şekilde görev alan katun unvanlı kağanların eşleri hakkındadır. Eski Türk devlet yönetiminde kagandan sonra ikinci sırada katun yer alırdı (Gökçe, 2008: 232). Örneğin fermanların muhakkak surette “Hakan ile Hatun buyurur ki…” diye başlaması lazımdı (Çandarlıoğlu, 1966: 22). Şölenlerde, kurultaylarda, ibadet ve ayinlerde, harp ve sulh meclislerinde, hatun da mutlaka
hakanla beraber bulunurdu (Tellioğlu, 2016:212). Yabancı devletlerin elçileri kabul edilirken hatunun da hakanla beraber olması gerekirdi (Sevinç, 1987: 31).
Resmi yazışmalarda kagan ile birlikte katunun adının geçmesi kadının devlet yönetimindeki konumunun ve etkinliğinin göstergesidir. Kök Türk ve Uygur dönemi kaynaklarında yer alan örnekler kadınların devlet yönetiminde ve toplum içinde arka planda kalmadığının aksine önemli sorumluluklara sahip olduğunun kanıtlarıdır. (Gökçe, 2008: 232). Hatunun eşinin güç kazanması ve kağanlık makamına gelmesi kadının gücünü ve statüsünü de hemen değiştirmektedir. Buna en iyi örneklerden biri Uygur beyi Moyun Çor’un, kardeşi Tay Bilge Tutuk ile yaptığı mücadeleyi kazanıp kağan olmasıyla hatununa “İl Bilge Katun” unvanı verilmesidir (Gömeç, 2010: 109). Buradan anlaşılıyor ki erkekler kağanlığa atanırken nasıl bir merasim yapılıyorsa kadınlar içinde bir merasim yapılıyor ve onlara İl Bilge Katun ünvanı veriliyor. Yine aynı şekilde hatunun vefatı üzerine de bir cenaze
töreninin yapıldığı Tonyukuk Âbidelerinden anlaşılmaktadır (Köksel, 2011: 336). Aynı şekilde Türk destanlarında da kağanlarda bulunan özelliklere sahip, milletini tehlikelerden kurtaran kadın kahramanlara rastlamak mümkündür. Altay destanlarından Oçı-Bala’daki kadın kahraman görünüşü,bilgeliği ve yurt sevgisi ile buna güzel bir örnektir (Gökçe, 2017:250).
Türk kadınını bu denli önemli kılan sebeplerden birisi bozkırlarda gizlidir. Konar-göçer hayat, kadını kendiliğinden toplumun vazgeçilmez bir üyesi haline getiriyordu. Bu husus kadınların herhangi bir nedenle dışlanmasını olanaksız kılıyordu (Yıldız, 2016: 69). Özetle,ilk Türk devletlerinde hatun, siyasi konuşmalarda, elçilerin kabullerinde hazır bulunur ve harp meclislerine iştirak ettiği görülürdü ki buda ilk Türk devletlerinde yönetimde kadının fonksiyonunu ortaya koymaktadır.
İşte böylece ecdadımız binlerce yıl önce kadının statüsünü belirlemiş idi.Ancak neylersiniz ki günümüzde kadın bir meta haline getirilmek istenmiş ve onun bedeni üzerinden sözde sosyal haklar silsilesi oluşturulmak istenmektedir.
8 Mart dünya kadın hakları günü kutlamalarında yaşanan bu çirkin hadiseler ülkemizin,birliğimizin nereden ve nasıl vurulmak istendiğini de gözler önüne sermektedir.
Makalemizi 1932 yılında Belçika‘nın Spa şehrinde yapılan dünya güzellik yarışmasında Jüri Başkanının şu ibretlik sözü ile bitirelim:
“Sayın Jüri üyeleri, bugün Avrupa Hırıstıyanlığı’ nın zaferini kutluyoruz.1400 senedir Avrupa üzerinde hakimiyetini sürdüren İslamiyet artık bitmiştir. Onu Avrupa Hırıstıyanları bitirmiştir. Elbette Amerika ve Rusya’nın hakkını inkar edemeyiz. Neticede bu, Hırıstıyanlığın zaferidir. Müslüman kadınların temsilcisi Türk güzeli Keriman Halis mayo ve südyenle aramızdadır. Bu kızı zaferimizin tacı kabul edeceğiz. Onu Kraliçe seçeceğiz. Ondan daha güzeli varmış yokmuş bu hiç önemli deyil. Bu sene güzellik kraliçesi seçmiyoruz. Bu sene Hırıstıyanlığın zaferini kutluyoruz. Avrupa’nın zaferini kutluyoruz. Bir zamanlar Fransa’da oynanan dansa müstehcen diye müdahale eden Kanuni Sultan Süleyman’ın torunu Keriman Halis aramızdadır. Kendisini bize beğendirmek istemektedir. Bizde bize uyan bu kızı beğendik. Müslümanların geleceği böyle olması temennisiyle Türk güzelini dünya güzeli olarak ilan ediyor ve fakat kadehlerimizi Avrupa Hırıstıyan’lığının zaferi için kaldırıyoruz”
Evet olay bu… Ne yalan söyleyeyim ben Jüri Başkanını tebrik ediyorum. İşte dava adamı böyle olur. Çünkü şunu çok iyi biliyor ki, Türk kadını asli kimliğinden uzaklaştırılırsa Avrupa Hırıstıyanlı’ğının önünde en büyük tehlike olan Türk-İslam Medeniyetinin çatırdıyacağı gerçeğidir.
O Juri Başkanı şunu çok iyi biliyor ki, Müslüman Türk kadını mayo ve südyenle Avrupalı Hırıstıyanlar’ın karşısına geçerse bir müdahalede bulunabilecek ne bir Fatih,ne de bir Kanuni korkusu kalır.
Çünkü Türk kadını soyunmuş ve Avrupa Hırıstıyanları üzerindeki Türk-islam korkusu sona ermiştir.
İlhan Nezor


