Güle güle efsane Başkan..!

collage

Trabzon’un 45 km batısında yer alan şirin bir ilçedir Beşikdüzü…

Son yerel seçimlerde akıllı bir tercih yaparak ‘makus talihini’ yenme konusunda kararlı olduğunu gösteren şirin bir ilçedir Beşikdüzü.…İktidarın ‘lokomotif’gücününü de arkasına alarak değişimde öncü bir ilçe…1834 yılında Padişah İkinci Mahmud tarafından kendisine verilen özel statü ile adından söz ettirmiş , Şalpazarı İlçesi de dahil olmak üzere 80 yıl müstakil tam teşkilatlı ilçe gibi idari teşkilatla yönetilmiştir.Adeta bir il gibi kendi merkezi otoritesini korumayı başarmıştır.Ancak zamanla sosyal,kültürel ve jeo-stratejik bağlamda oluşan nüfus sirkülasyonu bu özelliklerini korumasını sekteye uğratmıştır.Cumhuriyet döneminde eğitim ve öğretimin başkenti diyebileceğimiz hamlelerle canlılık gösterse de sosyal ve idari manada hep bocalama içerisinde olmuştur.Araştırmalar göstermiştir ki,sahil şeridinde olup da kalkınma sağlayamayan bir yerleşkede sorun oranın idari yapısıyla alakalıdır.

Görünen o ki, Beşikdüzü‘nün ‘Bürokrasisi ve İdari kadroları’  uzun bir süre Hindi misali dar alanda paslaşma ile zaman kaybetmiştir.Çünkü “Hindilerle dolaşanlar Kartallarla uçamaz…” 

Bu nedenledir ki,coğrafi yapısı gereği her an bir afet tehlikesi ile karşı karşıya olan bir yerleşkede yıllardır , gelişen bilim ve teknolojiye rağmen sel felaketi karşısında hasarı asgariye indirecek bir plan ve Proje yapılamamıştır.Oysa Beşikdüzü gibi sırtını dağlara vermiş ve yılın büyük bir kısmını yağmurla geçiren , bazen de aylarca güneşe hasret kalan bölgede yapılması gereken en önemli şey , dere veya göl gibi belirli dönemlerde debisi yoğun suların taneli çökeltileri taşımasını önlemek ve yatağını doldurmasının önüne geçmek için Tersib Bend’i yapılmasıdır.

Yaptığım araştırmalarda acı bir gerçeği de öğrenmiş bulunuyorum. Beşikdüzü merkezinden beş dere geçmektedir. 2012 yılında meydana gelen sel afetinden sonra DSİ tarafından bir ıslah planlaması yapılmış ve Tümen Deresi üzerine Tersip Bendi yapılması kararlaştırılmıştır.Ancak ne oldu ise bu önemli proje rafa kaldırılmış ve bu durum 21 Eylül 2016 tarihinde meydana gelen o ölümcül sel felaketinin ‘geliyorum’ diyen habercisi olmuştur.

Sadece bu hadise bile Beşikdüzü idari yapı ve bürokrasisinin Hindilerledolaşmasının göstergesidir.Tekrar edelim “Hindilerle dolaşanlar Kartallarla uçamaz…” 

Bu hatırlatma ve girizgahtan sonra gelelim konumuza…

Havasını kokladığımız,yaylalarından soğuk sularını içtiğimiz,toprağından kara lahanasını,sırganını yediğimiz , bin bir çeşit nimetini bizlere sunan toprağımız Beşikdüzü’nün sevdalıları ile uzun soluklu bir yolculuğa çıkacak ve görüşlerimizi aktaracağız.

Gelin önce adını ,sırtını yasladığı dağdan alan Beşikdağı’nın hikayesi ile başlayalım.

Beşikdağı adını bir ailenin başından geçen hikayeden alır. Yaylacılığın önemli olduğu zamanlarda göç etmeye karar veren köylü bir  ailenin dokuz oğlu varmış. Bunlardan bir tanesi de sadece dokuz haftalık yeni doğmuş bir bebekmiş. Yaylaya göç esnasında bir yerde mola vermişler.Bir müddet sonra mola verdikleri yerden ayrılırken yüklerinin çokluğundan bazı eşyalarını ormanda bırakmak zorunda kalmışlar. Epeyce yol aldıktan sonra yeni doğan küçük çocuğu da orada unuttuklarını fark etmişler. Yaylaya çıktıklarında çeşitli hastalıklar baş göstermiş ve sekiz oğlu da hastalığa yakalanıp ölmüş. Bunun üzerine köye geri dönme kararı alan aile ormanın içinden geçerken ormana bıraktıkları çocuklarının ölüsünü görmek istemişler. Ancak; çocuğu unuttukları yerde bulamamışlar.Bir müddet aradıktan sonra az ilerde bir keçi görmüşler ve çocuk onun yanındaymış. Çocuğu büyümüş kilo almış bir halde bulmuşlar. Hemen çocuğu alıp köye geri dönmüşler. Ama o da ne..? Keçi hiç onların peşini bırakmamış, her zaman takip etmiş. Hiçbir köylü onu kovmayı başaramamış. Ardından annesinin aklına keçi ve çocukla olan ilişkisini test etme fikri gelmiş. Onu her gün bir dağın başına beşikle bırakıp, keçinin gelip onu beslemesini izliyormuş. Çocuk büyüyene kadar bu şekilde devam etmiş. Çocuk büyüdükten sonra keçi ortadan kaybolmuş. Anne ise beşiği dağın başında bırakmış ve bu dağa Beşikdağı adı verilmiş.

Evet bu bir efsane.Ne kadar doğrudur bilinmez ama biz gerçek bir efsaneden bahsedeceğiz.

Bundan önceki bir makalemizde bir “Anadolu Kaplanı” n dan bahisle “Atın iyisine Doru adamın hasına Deli derler” başlığı altında bir Osmanlı tespitini dile getirmiş , Beşikdüzü Belediye Başkanı Sn.Orhan Bıcakcıoğlu ve icraatlarından bahsetmiştik.

Geçen zaman içerisinde Sn Başkan Bıçakcıoğlu’nu adeta ‘damarında kan yüreğinde soluk gibi ‘ takibe almış bulunuyoruz.Yaratılışı gereği sosyal bir yapıya sahip olan insanoğlu ister istemez çevresinde gelişen olaylara karşı duyarsız kalamaz. Her “hal” ve “oluşum” onun şümulüne girer ve bu eksen üzerinde yaşam standartlarını belirlemeye , çözüm üretmeye, öneri getirmeye , farklı paradigmalar sunmaya mecburdur.Aksi takdirde kendisini , kalabalıklar içinde “yalnızlaştırmak” gibi kötü bir sonuçla karşılaşabilir.Belirli bir proğram ve plan dahilinde gerçekleşen yaşam biçimleri başarıya atılan ilk adımdır.Bu sebepledir ki,yaşam kültürümüzün şekillendiği coğrafyalarda gelişen olayları algılamak,kavramak bir sosyal sorumluluk olarak karşımıza çıkmaktadır.

İşte bugün “Ben bu oyunu bozarım arkadaş “ diyerek mazbatasını taçlandıran bir Belediye Başkanı ile tanışmıştır Beşikdüzü : Orhan Bıçakcıoğlu...

Artık ‘Hindileri’ terk edip ‘Kartallarla’ uçmanın vakti gelmiştir.

Bıçakcıoğlu yöre insanı olması,eğitimci ve bir dönem milletvekilliği kimliği ile doğup büyüdüğü coğrafyanın kültürel kodlarını,yaşam biçimini iyi analiz etmiştir.
Beşikdüzü bizim sevdamız,aşkımızdır” diyerek adeta Anadolu‘da yavrusunu kaybetmiş Ana Ceylan‘ın yavrusunu aradığı gibi aramıştır  Beşikdüzü‘ne hizmet etmeyi …Ve Aşık , Maşuk‘una kavuşmuştur.

İzlenimlerim o dur ki, Sn Bıcakçıoğlu‘nun doğup büyüdüğü topraklara olan aşkı da işte böyle bir şey…
Böyle olması da mukadderdir.Çünkü,Sn Bıçakçıoğlu ahlak ve maneviyat üzerine inşaa edilen siyasi bir ocak terbiyesinin tedrisatından geçmesi onu , yaklaştıkça uzaklaşan,uzaklaştıkça cazibesi artan “Kızıl Elma” ya doğru bir yolculuğa sevk etmiştir. Onun Kızıl Elması da, Maşuk‘u da Beşikdüzü‘dür…

Artık Beşikdüzü için Ergenekon’dan çıkma vakti gelmiştir.

Yerel yönetimlerde ikbal için değil hizmet için yarış esastır.Ancak böyle olursa başarı elde edilir.Pastadan pay almak, halka vurulan canlı pranga bürokrasi ile savaşmayı ilke edinmiş bir liderle gerçekleşir.Yaşadığı iklimin karakteristik özelliklerini taşıyan, eğitimli, akil, bilgili, donanımlı ve kültürlü olmakla eş değerdir yerel yöneticilik.Halkının sevdiği , saydığı , değer verdiği ve otoritesini kabul ettiği , yüklendiği misyonun ağırlığını taşıyan ve bunun yanı sıra insanlarla ve şehrin diğer yetkili kişi ve kurumlarıyla barışık, sözü, nazı, hatırı sayılır ve dürüstlüğünden emin olunan karaktere sahip olmaktır yerel yöneticilik.Vatan,millet ve devletinin temel değerleri ile barışık,temsil kabiliyeti yüksek,sinmeyen,sindirilmeyen,yürekli cesur,kendinden emin,başı dik asil bir kişilik taşımaktır yerel yöneticilik.

Halkını iyi tanıyan,insanları manevi anlamda kucaklayabilen,bir gurubun yada nüfuzlu kişilerin eline bakmayacak kadar kişilikli olmaktır yerel yöneticilik.Diyalog ve iletişim açısından sağır, kör, dilsiz ve ulaşılamaz değil, dertlilerin sesini duyabilecek ‘yarasa’ gibi hassas kulaklara, şehrin istikbalini görebilecek ‘şahin’ gibi keskin bakışlara ve şehrin dertlerini üst yetkililere ulaştırıp hizmet koparabilecek dirayette olmalıdır yerel yöneticilik.

Şimdi biraz ironi yapalım.Böyle bir karakter ve yapı ancak deli bir yürekte olur.Atalarımız böyle bir karakteri özümsemiştir.Şeyh Edebali, Osman Gazi’ye nasihatinin sonunda diyor ki: “Haklı olduğun kavgadan korkma! Bilesin ki, atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli derler!”

Çünkü doru atlar diğer atlardan daha heybetli, daha kaslı ve güçlüdür. Doru atlara daha çok güçlü ve savaşçı biniciler biner. Atın iyisi dorudur, yiğidin iyisi de deli doludur. Gözü kara, sert, güçlü ve adaletli yiğitlere deli derler, eskilerin ağzındaki “Deli Dumrul” ifadesi bu yüzden kullanılmaktadır.

“Bütün bu özellikleri taşıyan insan var mı..?” dediğinizi duyar gibiyim. Elbette var : Orhan Bıçakcıoğlu…

Kendisini “ Kasaba’nın Şerifi “ ilan ederek göreve başladı.Gelişme ve kalkınma bağlamında yıllardır ihmal edilen ve siyasi beceriksizliklerin yaşandığı,merkezi ve yerel idareciliğin sekteye uğradığı bir yerde işe ancak böyle başlanabilirdi.

Bıçakcıoğlu ,böyle bir ironi yapmakla,daha eleştirel yaklaşmış tuhaf ve çelişkili oluşumlara dikkat çekmek istemiştir.Bu durum,ağacın üstüne “doğayı koruyalım”diye kazıyarak yazmak gibi bir ironidir.Doğup büyüdüğü ,havasını kokladığı,suyunu içtiği topraklara hizmet etmek için canla başla seferber oldu.Beşikdüzü’nün kazanması için ” O müdürün ayaklarına paspas olurum” diyecek kadar yırtıcı…İsteseydi,sırça bir köşkte oturup Karadeniz manzaralı sefa sürebilirdi.Ama o göreve geldiği andan itibaren köy,mahalle ve muhtarlarla yaptığı toplantılarla sorunları yerinde tespit etmeyi ve iktidarın da gücü ile neşter vurmayı tercih etmişti.Şehir içinde bulunan  ucube binaları yıkarak şehrin nispeten hava almasını sağladı.Daha da önemlisi, kısa bir süre içinde Cumhurbaşkanı’nın “Buyur şerif ne ihtiyacınız var” sorusu üzerine iş makineleri istemiş ve 2 trilyonluk bir hibeyi koparabilmiştir.

Bugün şehrin her yerinde ve köylerimizde kayda değer çalışmalarına şahit olmaktayız.Özellikle yıllardır keçi yolu olarak bilinen Vardalı,Zemberek Hünerli ve Dağlıca yolunu yapmıştır.Bir liman şehri olan Beşikdüzü’ne “Mavi Karadeniz” gemisini getirerek sahile estetik bir görüntü kazandırmıştır.Ceza evi projesi başlı başına bir başarıdır.İlerleyen zamanlarda raylı sistem ve fakülte alanında da başarılı olacağına kanaatim tamdır.

Bu bağlamda üzerinde yaşadığımız vatan toprağı Beşikdüzü halkı son yerel seçimlerde Orhan Bıcakçıoğlu ile bu şansı yakalamıştır.Belediyeler anayasamızın 123.maddesine göre kurulan tüzel kişiliklerdir.Dolayısıyla ifade ettiğimiz bu vasıflar tüzel kişiliği taşıyabilecek donanım sahibi kişiliklerde şekillenir.
Bıçakcıoğlu‘nun kısa sürede başarılı çalışmalara imza atması da işte bu ağırlığın bir tezahürüdür.

Son zamanlarda üzerinde yoğunlaştığı ‘Beşikdağı Teleferik Projesi ‘ ilçemizin cazibe merkezi olması bakımından çok önemli bir adımdır.Sn Başkan‘ın ” Beşikdüzü için Petrolü buldum” ifadesi , sanırım bacasız sanayi ve benzeri  hizmet sektörüne yönelik istihdamı artırmayı amaçlayan turizm yatırımlardır. Beşikdağı‘n daki çalışmalarda Doğu Roma İmparatorluğu‘n dan kaldığı tahmin edilen yer altı çarşısının da gün yüzüne çıkması turizm açısından önemli bir katkı sunacaktır. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı‘nın da onayını alan bu proje  ilçenin sosyal dokusuna ve ticari yaşamına olumlu tesirleri olacaktır.

Böylesi bir proje Beşikdüzü’nün diğer sorunlarının çözümü konusunda ister istemez tetikleyici bir rol üstlenecektir.Bu vesile ile Sn Başkan’ın  çalışmalarını takdir ediyor “Delidir yapar mı yapar” diyerek ironik histerilere tutulduğumuz başkanımızın Beşikdüzü için bir şans olduğunu düşünüyorum.

Artık Beşikdüzü için alışılmış olan Hindi yürüyüşüne değil Kartallar gibi yüksek uçuş derin dalışa geçme vakti gelmiştir.Parti,fikir ve ideoloji farkı gözetmeksizin Beşikdüzü’nün geleceği bakımından halkın desteğini alan Kasabanın Şerifi bir dönem için bu ağır yükü omuzlamış ve kısa sürede kayda değer projelere imza atmıştır.

Şahsım adına çalışmalarından dolayı kıymetli Başkana şükranlarını sunar başarılarının devamını temenni ederim.

Güle güle Efsane Başkan…

İlhan NEZOR

Yorum bırakın