
Böyle bir konuyu ele almamıza neden olan iki önemli hadise var.
Birincisi , son zamanlarda sosyal medya platformunda TC titri ile paylaşım yapan ve Sözcü yazarı Yılmaz Özdil ‘in ”Abdülhamit; ilk rakı, bira ve şampanya fabrikalarını açmasına rağmen rom içmeyi tercih ederdi” çıkışından sonra bu tür sosyal olayların labratuvarı olan tarih bilimine başvurmadan ” vurun abalıya” misali Abdülhamid’i içki fabrikası kurmak ve teşvik etmekle itham edip paylaşımlarda bulunmaları…
İkincisi ise; Tekirdağ’da içkili bir Beden Eğitimi Öğretmeninin sosyal paylaşım sitesinde Atatürk’ü savunmak adına Allah’a küfürler yağdırıp toplumu geren açıklamaları olmuştur…
Şimdi bu iki olay üzerinden analizimizi yapmaya başlayalım;
Önce Abdülhamid ve içki meselesini ele alalım.Her zaman olduğu gibi bu ve benzeri sosyal olayların labratuvarı olan “Tarih Baba” ya soralım…
Şurası bilinmelidir ki Abdülhamid Han‘a karşı böyle bir ithamda bulunmak sosyal bir yaraya parmak basmaktan öte İslam düşmanlığıdır…
Neden mi?
Ne zaman ki Başkan Erdoğan Osmanlı ile alakalı bir projeyi gündeme taşısa , birileri çıktığı kabuğu beğenmeyip hemen Osmanlıyı itibarsızlaştırmak için var gücü ile kalemlerini oynatıyorlar…Bunlardan birisi de Sözcü yazarı Yılmaz Özdil…
Atatürk‘ün “Entellektüel Fahişe” diyerek paye biçtiği bazı gazeteciler ne zaman milli hassasiyetler dile getirilse hemen saldırıya geçiyorlar.
Bir misal verelim;Başkan Erdoğan “Kut’ül Ammare ” zaferinin kahramanı Halil Kut Paşa’yı gündeme getirdiği zaman bu Özdilgiller familyası hemen saldırıya geçti ve Halil Paşa‘yı sarhoş ilan ettiler.Neymiş efendim Halil Paşa sarhoşun birisi imiş…Öyle ki öldüğü zaman vasiyetinde mezarının üzerine rakı dökülmesini istemiş…
Hayatlarında içki ve zinayı meşrulaştıran bu kafa elbette Abdülhamid Han’a karşı kendilerine ihdas edilen ve beslendikleri kaynak Siyon Protokollerini uygulamak için kolları sıvayacaklardır.
Peki Özdil neler yazmıştı Abdülhamid Han hakkındaki o yazısında…
Dolmabahçe Sarayı’nda padişah Abdülhamid‘i anma sempozyumu düzenlendiğini, Meclis Başkanı İsmail Kahraman‘ın “Ne yazık ki tarihi ve kültürel miras bilinmiyor, özellikle gençler bilmiyor, unutturuluyor, hükümdarımız Abdülhamid’e vefa borcumuz var” dediğini ifade ederek;
Mesela, bu topraklardaki ilk “rakı” fabrikası Abdülhamid döneminde kuruldu. Şahsen büyük vefa borcum var.
Peki, bu topraklardaki ilk “bira” fabrikası kimin döneminde kuruldu? Gene Abdülhamid döneminde kuruldu. Gel de vefa borcu hissetme birader.
Osmanlı’nın ilk “şampanya” fabrikası da Abdülhamid döneminde kuruldu. Resmi, mühürlü evrak var, Abdülhamid’in izniyle kuruldu.
Acayip “sigara” içerdi Abdülhamid… Birini yakar, birini söndürür, vapur gibi tüttürürdü. Saraydaki işi sadece sigara sarmak olan özel ustalar vardı. Kızlarının hatıralarında yazıyor, sürgüne giderken, bavullara en önce sigara paketleri doldurulmuştu.
Abdülhamid’in en önemli tarihi ve kültürel miraslarından biri ise… Bu topraklardaki ilk “kerhane”yi açtırmasıydı. “
Görüldüğü gibi Özdilgiller Familyası tamamen sipariş üzerine yazdığı bu yazıda sosyal hadiseleri neden sonuç ilişkilerine değinmeden sırf Osmanlı’ya saldırmak için kaleme aldığı anlaşılmaktadır.
Şimdi de bu ileri sürülen tezlerin ne kadar densiz olduğuna bir göz atalım.
Bir kere İslam devletinde gayrimüslimlerin içki üretmesi ve evlerinde içmeleri yasak değildir. Bu, zimmî hukukunun onlara tanıdığı bir haktır. Dolayısıyla Fatih devrinde de, Kanuni devrinde de gayrimüslimler içki imal etmişlerdi. Bu bakımdan Sultan Abdülhamid devrinde açılan bira fabrikasına İsviçreli Bomonti kardeşlerin müracaatı üzerine ruhsat verilmesinde bir tuhaflık yok.
Ama devlet, hele Sultan tarafından bira fabrikası açılmamıştır, bu bir Halifeye atılacak en alçakça iftiradır. Bira-şarap fabrikasını açmak kötü bir şey ise onu asıl açan Mustafa Kemal’dir ve yılda 80 ton şarap üretme kapasitesine sahip bir şarap imalathanesinin sahibi olduğu vasiyetnamesinde yazılıdır.
Öte yandan ‘Osmanlı zamanında İstanbul’da Cumhuriyet devrinden daha fazla içki tüketiliyordu’ iddiası doğru ama 20. yüzyıla kadar İstanbul’un nüfusunun yaklaşık %40’ının gayrimüslim olduğu unutulmamalı. Cumhuriyet devrinde göçlerle bu oran hızla düşmüş ve şehir Müslümanlaşmıştı. İçki tüketiminin düşmesi bunun sonucudur.
Bu çirkin iddiaları madde madde ele alalım;Milli Birlik ve Düşünce Derneği Adapazarı Teşkilatının basın açıklaması yeterlidir.
1) Bu topraklar imparatorluk toprağıdır. Müslümanlar kadar gayrimüslimlerin de yaşadığı bir imparatorluk. Bu topraklarda Müslümanların ne kadar hak ve özgürlükleri sağlanmışsa, gayri müslimlerin de o kadar sağlanmıştır.
21. yy. Kemalist Türkiye’sinde olmayan eşitlik ve özgürlük, 600 yıllık imparatorluğumuzda mevcuttur. Rakı fabrikasının açılması da gayrimüslimler için yapılmış düzenlemedir, tabiki de ”bay yılmazın vefa borcu olacak.
2) Abdülhamit Han’ın içki içtiğine kaynak olarak dayandırılan kişi Osman Ertuğrul açıklamasında; ”dedemi ziyarete gittiğimde bizi elinde şarabı ile karşılardı” der.
Ancak Osman Ertuğrul efendinin doğum yılına baktığımızda Ulu Hakan’ı ziyarete gittiğinde 4 yaşında olduğu ve Ulu Hakan’ın Beylerbeyi Saray’ında hapis olduğu ortadadır.(Mustafa Armağan 2009 yılındaki yazısında detaylarıyla anlatmıştır) Ulu Hakan’ın özel doktoru Akif Hüseyin bey, kızı Şadiye Osmanoğlu, kızı Ayşe Osmanoğlu ve en yakın paşaların ifadeleri ile içmediği ve kesin ifalerle karşı olduğu sabittir.
3) Ulu Hakan dönemdi fuhuş evi meselesi yine ufak bir araştırma yapınca ortaya çıkıyor ki, İstanbul’da gayrimüslim konaklarda yaygınlaşan fuhuş evleri rüşvetçi denetçiler yüzünden engel konamaz hale gelmiştir ve gayrimüslimlerin bu evlerinden hastalıklar yayılmaya başlamasıyla birlikte devlet tedbiri açısından engellenemeyen bu işi denetim altına alınmak istenmiştir ve yine fuhuş evlerini gayrimüslimler açmıştır, bu konuda Şeyhülislam ve gayrimüslim liderlerinden onay alınmıştır. İslam’da olan Ehven-i Şer; büyük haramdan küçük harama kaçma uygulanmıştır.
Belirli bir yerde olan ile her sokakta yapılan haramın aynı çoğunlukta olmayacağı malumdur.
4) Binlerce ‘yurtsever’ diye tabir edilen bölücüler, Osmanlı’yı parçalayanlardır. Zaten hepsini bitirememesi Ulu Hakan’ın tahtan inmesine ve Osmanlı’nın parçalanmasına sebep olmuştur. Bugünkü anlamda PKK’lı kimselerdir ‘bay yılmaz”ın bahsettikleri. Ulu Hakan bir karış toprak kaybetmemiştir.’Vatansever’ diye tabir edilen ittihatçılar, milliyetçilik akımıyla Osmanlı’yı parçaladılar ve Türkiye’de 40 yıldır süren terörün de sebebi bu vatancıların ülkemizdeki zehirli sistemi ve fikirleridir. Dolayısıyla bu tozlu bilgilerin raflardan indirilmesine vesile olan Meclis Başkanımız İsmail Kahraman Beyefendi’ye teşekkür ediyoruz. Necip Fazıl’ın “Ulu Hakan” Nihal Atsız’ın “Gök Sultan” ve Aziz Milletimizin Evliya Padişah olarak adlandırdığı Sultan Abdülhamit Han Hazretleri’nin doğum gününü kutlarız” dedi.
Gelelim bu makalemizi yazmamıza vesile olan o ikici çirkin olaya.Yukarıda bir video paylaşmıştık;Tekirdağ’da içkili bir Beden Eğitimi Öğretmeninin sosyal paylaşım sitesinde Atatürk’ü savunmak adına Allah’a küfürler yağdırdığı video…
Şimdi de bu terbiyesiz,bu zındık Beden Eğitimi Öğretmeninin yetiştiği ve savunduğu Cumhuriyet dönemi içki meselesine bakalım;
“Devlet Ziraat Işletmeleri Kurumu” tarafından 1939 yılında Ankara’da yayınlanan “Atatürk Çiftlikleri” adlı kitapta şöyle yazmaktadır:
“Bir halk içkisi olan bira bizde Cumhuriyetten önce ancak kibarların ve ecnebilerin birkaç birahane, lokanta yahut bahçede içtikleri bir içki idi. Onun milli bir halk içkisi haline getirilmesi bahsine ancak Cumhuriyet devrinde dokunuldu. Ankara Orman çiftliği bu hususta büyük bir başarma kudreti göstermiştir. (..) Bugün hakikaten memlekette bira istihlaki (tüketimi) seri bir inkişaf temayülü arzetmektedir. Bu temayülün tabii bir neticesi olaraktır ki, 1934’de Orman çiftliğinde kurulmuş olan ilk bira fabrikası yeni ve daha büyük bir fabrika ile tevsi olunmuştur. Yakın yıllarda biranın memleketimizde en çok istihlak edilen bir içki haline geleceğini mübaleğasızca iddia etmek kabildir.(..)
Orman çiftliğinde bira fabrikası 1934’te tesis edilmişti. 1937’de yeni ve daha büyük bir fabrika ile eski fabrika tevsi edilmiş (genisletilmiş) oldu. (..)
Ilk birasını 1934 Teşrinievvelinde piyasaya veren birinci bira fabrikası, Malt, Bira, Buz, Gazoz, Soda fabrikalarını doldurma ambalaj şubelerini ihtiva etmektedir. Fabrikanın bira imal kudreti, senede 3.500 hektolitredir. Maamafih imalat icabında 5.000 hektolitreye de çıkabilir. (..)
1938 imalat programına göre, fabrika bir sene zarfında 850 ton Arpa, 5.700 kilo Hublon (Şerbetçi otu) sarfederek 25.000 hektolitre bira imal edecektir. Fabrikanın azami kapasitesi 70.000 hektolitre biradır.
Bira fabrikaları, Normal, Siyah, Salon, Salvator birası olmak üzere dört cins bira imal etmektedir. Yeni fabrikada ayrıca soda gazoz imal olunmaktadır. Bira sevkiyatı fıçı, ve şişelerle yapılır. Sevkiyat için hususi tanklar ve vagonlar getirtilmiştir. (..)
Tarihi hadiseleri çarpıtan bazı kimseler, M. Kemal’in, “besleyici değerinin” olduğu “düşünüldüğü” için çocuklara malt içirdiğini ve bu ürünlerin eczanelerin başköşelerinde yer aldığını yazar.
Halbuki eczanelerde bulunan bir şey onu meşru yapmaz. Eczanelerde zehir de bulunuyor ama aklı başında hiç kimse eczanede bulunuyor diye kalkıp da onu içmez. Bir ilaç bile bir kimse için faydalı olurken, bir başkası için zararlı olabiliyor.
Eğer eczanelerde bulunuyorsa, reçete karşılığında ihtiyacı olanlara verilir. Ama sırf eczanede bulunuyor diye -ihtiyaç olup olmadığına bakmaksızın- çocukları bira parkına toplayıp içirmek bunun “sağlık” adına yapılmadığını gösteriyor. Kaldı ki “malt birası” başka, “malt içeceği” başkadır. Bunlar farklıdır. Birinde yüksek oranda alkol varken, diğerinde alkol oranı düşüktür.
Çocukları beslemek için illa “alkollü” içeceklerin kullanılması diye bir mecburiyet olamaz. Bunun yerine alkolsüz, zararsız, doğal organik besinler kullanılabilir. Iddia edilenin aksine, dünyada malt birası çocuklara tavsiye edilmez. Üstelik bugün bile “alkolsüz” biralarda yüzde 0,5 oranında alkol bulunabiliyor.
M. Kemal’in manevi kızı Ülkü, bir mülakatta, “Atatürk bana malt içirdi” demedi; “Bira fabrikasında bira içirdi” dedi. Kaldı ki o dönem şarap reklamlarında bile şarabın “sıhhat ve kuvvet” verdiği yazıyordu.
Iddia edilenin aksine, çocukları bira parkına toplayıp içirmenin “sağlık” meselesi değil, bir “zihniyet” meselesi olduğunu M. Kemal’e yakın bir isim olan Asaf Ilbay’ın anlatıklarından anlıyoruz:
“Ankara’ya 20 kilometre mesafede demiryolu üstündeki Ahi mesut çiftliğini satın alıp ismini de Etimesgut’a tahvil eden Gazi burada bir nümune köyü kurulmasını tensib buyurmuştu.
Bu köyün yapı çalışmaları ilerliyordu. inşaat ilerleyince köyü birlikte tetkik etmek arzusunu gösterdiler.
Orman çiftliğinden otomobile bindik. istasyondan gelmiş, köye doğru ilerliyorduk.
Gazi, seryaver Rusuhi Bey!e:
– Ver o şeyleri…
Dedi.
Seryaver iki tane Panama şapkası uzattı. Gazi şapkaları aldı, birini kendi giydi, diğerini de benim başıma giydirip:
– Hafiftir, yazın serinlik verir ve güneşlik vazifesini de görür:
Sonra ilave etti:
– Bir gün bu çiftliklerin kadın, erkek çiftçilerinin tarlalarından döndükten sonra umumi banyoda temizlenerek, temiz keten elbiselerini ve beyaz hasır şapkalarını giymiş,mesela şuradaki birahanede aileleriyle, çocuklar ile oturduklarını görmek ne kadar hoş olur değil mi?
İngiliz Edebiyatçısı kemalist Mina Urgan, “Bir Dinozorun Anıları” isimli hatıratında bir düğünde tanıştığı M. Kemal ile yaşadıklarını yazdı. O sırada 11 yaşında olan Mina Urgan,M. Kemal’in kendisine şampanya ikram ettiğini ve böylece ilk alkollü içkisini M. Kemal’in elinden içtiğini şu sözlerle anlatıyor:
“Derken orkestra bir vals çaldı. ‘Gel, seninle dans edelim’ dedi. Benim vals filan bildiğim yok. Bana öğretmek için, biraz çaba gösterdi; ama gene de beceremiyordum. ‘Sen bu işi yapamayacaksın’ diyeceğine, ‘ben senin için fazla ihtiyar bir kavalyeyim. Yaşına uygun genç bir kavalye bulalım sana’ dedi. Çevresini gözden geçirdi; on dört on beş yaşlarında bir oğlan buldu. Hızla boy attığı için pantolon paçalarıyla ceket kolları kısa kalmış, sivilceler içinde, en nankör yaştaydı zavallı oğlan. Ona dans etmesini bilmediğimi söyleyip, M. Kemal’in peşinden büfeye gittim. ‘Oğlanı pek beğenmedin galiba’ dedi ve bana bir kadeh şampanya verdi. Ilk alkollü içkimi M. Kemal’in elinden içtim böylece. Şampanya hoşuma gitmişti. Büfenin arkasındaki garsondan tam ikinci kadehi istiyordum ki, annemle üvey babam tepeme dikildi. Vaktin geç olduğunu, uyumam gerektiğini söyleyerek, beni oradan aldılar. Ankara Palas’ın kapıcılarından birine teslim edip, bir otomobile bindirdiler. Ama ben götürülmeden önce, M. Kemal o güzel elini kaldırmış, ‘seni Çankaya’da beklerim, unutma’ demişti.”
Görüldüğü gibi içki içip Allah’a küfreden ahlaksız Beden Eğitimi Öğretmeni bu kültürün çocuğudur.On-On beş yaşındaki çocuklara şifa niyetine alkol içirirseniz ve bu imkanı aileleri ve çocukları ile birlikte sağlayacak bira bahçeleri kurarsanız böyle öğretmenler yetiştirmeniz kadar doğal bir şey olamaz…
Ne ekersen onu biçersin.
İlhan Nezor
